Kerbela’da kanlı şafak – Aşura özel – 1

Cts, 07 Ksm 2014 11:34:09
Bir Aşura'yı daha geride bıraktık. Beşeri tarihin en çok ses getiren günü.
Bir Aşura'yı daha geride bıraktık. Beşeri tarihin en çok ses getiren günü. Bu günde Allah yoluna adım atan haktalep seyrek sayıda insan, on binlerce vahşi ve cani askerin karşısında mertlik, yiğitlik ve fedakârlığın ne olduğunu en güzel biçimde sergiledi. Bugün Kerbela çölünde önemli hadiselerin yaşandığı ve beşeriyet tarihinde ebedileştiği gündür. İmam Hüseyin –s– Hz. Fatıma –s– gibi pak bir anne ve Allah Resulü’nün –s– vasiyi İmam Ali –s– gibi bir babanın kucağında yetişti ve büyüdü. Bu iki büyük insanın o hazrete verdiği talim ve terbiye onu İslam ümmetini kurtarmak için her türlü fedakârlıkta bulunmaya hazır hale getirdi. İmam Hüseyin’in –s– gerçekleştirdiği İslami hareket İslam dini gibi geniş kapsamlıydı. Bu kıyam İslam dininden, adından başka hiç bir şey geride kalmadığı bir sırada bu semavi dini ihya etmek için gerçekleşti. İmam Hüseyin –s– çağında İslam ilkelerinden ve tealiminden sapmalar doruğa ulaşmıştı. Muaviye Bin Ebu Sufyan kendini Müslümanların halifesi ilan ederek İslami toprakların kaderini ele geçirmiş ve Emevi hanedanının İslam karşıtı iktidarını İslam ümmetine dayatmıştı. Muaviye zalim işbirlikçilerinin yardımıyla despot saltanat düzenini kurmuş ve İslam’ın imajını ters yüz etmişti. Muaviye hadisler uydurmak ve Kur'an'ı Kerim ayetlerini kendi çıkarları doğrultusunda tefsir etmek suretiyle kamuoyunu adeta zehirlemiş ve gayri meşru iktidarına meşruiyet kazandırmıştı. Bu şom politikaların sayesinde de Müslümanlar Kur'an'ı Kerim ve Allah Resulü’nün –s– tealiminin aksine birer korkak, uzlaşmacı ve sahte Müslümana dönüşmüştü. Bu şartlarda artık hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ve izzeti zilletten ayırt etmek nerdeyse imkânsız hale gelmişti. İlahi enbiyanın kıyamlarından sonra gerçekleşen İmam Hüseyin –s– kıyamı hak, nizamını batıl düzeninden ayırt etmeyi öğretmek içindi. Bu yüzden o hazret ciddinin siyerini izleyerek kıyam ettiğini buyururdu. Allah Resulü’nün siyeri insanları hakikatle tanıştırmak ve bilinçlendirmekti. Bu yüzden İmam Hüseyin –s– Aşura kıyamında insanlara Emevilerin sözünü ettiği, İslam’ın hakiki İslam’la farklı olduğunu anlatmaya çalıştı. İmam Hüseyin –s– kendine doğru inkılapçı hareket sırasında Kufe’ye yolladığı elçisi ve amcaoğlu Müslim Bin Akil’in şehadet haberini aldı. Bu haber Küfe halkının kendisine destek olma sözünden caydığı anlamına geliyordu. Ancak İmam bu vefasızlıktan sarsılmadı ve iradesinde hiç bir değişiklik olmaksızın insanları aydınlatmayı ve hidayete erdirmeyi sürdürdü. İmam Hüseyin –s– Kufe’ye yolladığı elçisinin başsız bedeninin kentte dolaştırıldığını ve Küfe halkının zalim ve fasık Yezid’in atadığı vali İbni Ziyad ile biat ettiğini öğrenince, siyaset ve mücadele arenasından çekilmedi. Bilakis daha fazla sorumluluk hissetti ve önemli bir konuşma yaptı. İmam Hüseyin –s– yüce Allah’a hamd ve dua ettikten sonra şöyle buyurdu: Bizim kaderimiz gördüğünüz gibidir. Zamane cidden çok değişti, çirkinlikler açıkça yapılmaya başladı ve iyilikler ve faziletler ortalıktan kayboldu. Faziletler bir kap suyun dibinde kalan bir kaç damla kadar azaldı. İnsanlar alçak bir yaşam sürdürüyor ve zillet içinde yaşıyor ve yaşam arenasının adeta çorak ve otsuz bir mera gibi zorlu bir alana dönüştüğü gözleniyor. Acaba artık hakka uyulmadığını ve batıldan kaçınmadığını görmüyor musunuz? Böyle bir durumda iman sahibi olan herkes Allah Teâlâ’yı ziyaret etme şevki içinde olmalı, bu denli kirlenmiş zillet dolu bir ortamda ölümü saadet ve zalimlerle bir arada yaşamayı acı çekmek ve üzülmekten farksız görmüyorum. Bu insanlar dünyanın kölesi olmuş ve din sadece dillerinde var olan bir şeydir ve dine olan destekleri ancak yaşamları refah içinde olacak noktaya kadardır ve sınanmaya sıra geldiğinde gerçek dindar sayısı da çok azdır. Gerçi İmam Hüseyin –s– Kufe’den hiç kimse kendisine yardım etmek için gelmeyeceğini ve şehadetin o hazreti beklediğini biliyordu, ama yine de emri maruf ve nehyi münkirden ve insanları hidayete erdirmekten el çekmedi ve o sıralarda Kufe halkına hitaben bir mektup yazarak onları Emevilerin şom hedefleri konusunda bilgilendirdi. İmam Hüseyin –s– aynı mektupta cennet hayaliyle çağın İmam’ı ile savaşmak üzere Kerbela çölüne gelen insanları da uyardı ve şom amellerinin akibetinin ne olacağını anlattı. İmam Hüseyin’in –s– son ana kadar tüm amacı insanlara hakikatleri anlatmak ve Emevilerin zulüm ve batıl önderleri olduğunu beyan etmeye yönelikti. İmam Hüseyin –s– ayrıca kuryesinin şehit edileceğini ve mektubu halka ulaşmayacağını da biliyordu, ama yine de mektubu göndermek için asla tereddüt etmedi. Çünkü kuryesinin o hazretin mesajını kanıyla Küfe halkına ulaştıracağına ve tarihte kayda geçeceğine inanıyordu. Nitekim İmam Hüseyin’in –s– mektubu tarihte kayda da geçti. Aşura kıyamının en bariz mesajlarından biri, insanları hidayete erdirmek ve korumak için canın bile feda edilebileceğiydi. İmam Hüseyin –s– elinde ne varsa feda etti ve böylece beşeri toplumu hakka ve adalete doğru yönelterek batıldan uzaklaştırdı. İmam Seccad’ın –s– rivayet ettiğine göre Aşura gününde düşman ordusu İmam Hüseyin –s– kafilesine doğru yürümeye başladığında İmam devesini istedi ve deveye bindikten sonra şöyle haykırdı: Ey insanlar, sözümü dinleyin ve savaşmak için acele etmeyin ki size benim üzerimdeki hakkınız konusunda vaazda bulunayım ve sebebimi size aşikâr edeyim. O zaman eğer vaz geçerseniz saadete kavuşursunuz. İmam Hüseyin –s– konuşmasının devamında kendisini tanıttı ve Allah Resulü’nün –s– torunu ve Hz. Fatıma –s– ve Hz. Ali’nin –s– oğlu olduğunu, Allah Resulü –s– kendisi ve kardeşi İmam Hasan –s– hakkında bu iki genç cennet gençlerinin efendileridir, diye buyurduğunu söyledi. İmam Hüseyin –s– konuşmasını noktalarken Yezid ordusunun acımasız komutanlarından Şemr Bin Zilcoşen senin ne söylediğini anlamıyorum, diye haykırdı. Allah Resulü’nün –s– has sahabesi Habib Bin Mezahir ise şöyle karşılık verdi: Evet, ben senin doğru söylediğine ve İmam’ın ne dediğini anlamadığına şahitlik ediyorum, çünkü Allah Teâlâ senin kalbine gaflet kilidi vurmuş. İmam Hüseyin –s– daha sonra Kufelileri kendisine mektuplar yazdıklarını ve o hazreti Kufe’ye davet ettiklerini hatırlattı. Ancak İmam’a bizzat mektup yazanlardan biri olan Kays Bin Eş’es de senin ne dediğini anlamıyoruz, ama Ubeydullah Bin Ziyad’ın hükmüne uy, diye haykırdı. İbni Ziyad ise İmam Hüseyin’den –s– Yezid gibi fasık ve zalim biri için biat istiyordu. Ancak İmam Hüseyin –s– bunu reddetti. Bu diyalogların ardından ve İmam’ın onca delil ve hüccetine karşın Yezid ordusu İmam Hüseyin –s– ve arkadaşlarına saldırdı. Bir kaç saate kalmadan İmam Hüseyin –s– ve tüm vefakâr arkadaşları ve hanedanının fertleri en feci şekilde şehit düştü. Evet, İmam Hüseyin –s– hak ve hakikat yolunda ve hidayete erdirmeye çalıştığı insanlarca mazlumane bir şekilde katledildi, fakat gerçekleştirdiği kıyam ebedileşti.